Üye Girişi

Üniversiteden mezun olunca yönelmek istediğiniz alan hangisi?

 

Bankacılık Sektöründe Çok Yönlü Bir Lider: Akın Öngör

 

 

Bazı insanlar vardır, yaşamları birer prizma gibidir. Prizmanın farklı bir boyutta olması ve çevresine her yönden farklı ışıklar yansıtması gibi, bu yaşamlara da hangi yönden bakarsanız farklı alanlarda yeni başarılar keşfedersiniz ve her birinden yola çıkarak yeni kazanımlar, hedefler eklersiniz kendinize.  İşte Akın Öngör, böyle bir yaşam öyküsü veriyor bizlere. ODTÜ İşletme Topluluğu olarak, Akın Bey ile bizler için çok bilgilendirici olduğunu düşündüğümüz  bir söyleşi yaptık. Bizlere vakit ayırdıkları için kendilerine teşekkür ediyoruz.

Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Bize biraz kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Geldiğiniz için ben teşekkür ediyorum. 1945 doğumluyum. Cumhuriyetin kurulduğu dönemde üniversite öğrencisi olan bir anne-babanın 3 çocuğundan en küçüğüyüm. Ankara Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okudum. Bu dönem içerisinde milli basketbolcuydum. Ankara Kolejler Takımı’nda, daha sonra Fenerbahçe’de oynadım. Sonra askerliğimi yaptım. Askerlikten sonra da işletme eğitimi almış olduğum için bu konuda kendimi hazırlamaya çalıştım ve 1969 yılında İngiltere’ye gittim. Perkins Engines’te 1 buçuk sene management trainee olarak çalıştım. Ondan sonra Türkiye’ye geldim ve General Electric’te Türkiye’deki iş hayatına başladım, 1981’e kadar pazarlama tarafında çalıştım. 1981’de Pamukbank’a taahhüt kredilerinden sorumlu bankacı olarak girdim. 2 buçuk sene sonra Genel Müdür Yardımcısı oldum. Pamukbank’tan sonra da İktisat Leasing’in Genel Müdür’ü oldum. 2 sene orada o görevi yaptıktan sonra 1987’de Garanti Bankası’na Genel Müdür Yardımcısı olarak girdim. 1991’de bankanın Genel Müdür’ü ve Yönetim Kurulu Üyesi oldum. 2000 yılında Genel Müdürlük görevimi devrettim, 2003 yılına kadar Yönetim Kurulu’nda görev yaptım ve emekli oldum. Bu dönem içerisinde iş hayatı bu şekilde gelişirken evlendim, 2 çocuğum var, Pelin ve Yavuz, ikisi de New York Üniversitesi’nden mezun. Bu dönem içerisinde birçok sosyal çalışmalarda bulundum: Basketbol Federasyonu’nda çalıştım ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalıştım, Türk-Amerikan İş Konseyi başkanlığı yaptım, Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın kurucusu oldum. Emekli olduktan sonra 4 yıl Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın, WWF Türkiye, Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptım; WWF International’ın Yönetim Kurulu’nda görev aldım; dünyanın çeşitli denizlerinde scuba diving yaptım; yelkenci olarak önce Atlantik sonra Pasifik Okyanusu’nu geçtim ve bunu bir kitap haline getirdim. Ondan sonra ailecek, kendi imkanlarımızla Akhisar’da bir okul kurduk, Gülin Öngör Kız Teknik ve Meslek Lisesi, şu anda 1200 kız öğrenci öğrenim görüyor. Bu okulu daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışladık. Bu dönem içerisinde Akhisar’daki bir mısır tarlasını bağ haline getirdik ve içine küçük bir şaraphane yaptık. Orada ürettiğimiz kaliteli şarapları Selendi markasıyla pazarlıyoruz. Bunun dışında yaylalardaki arazileri alarak yeni bağlar kurduk, kaliteli üzümler yetiştirdik ve yeni bir şaraphane yapıyoruz. Deneyimlerimi genç kuşaklarla paylaşmak için “Benden Sonra Devam” isminde bir kitap yazdım. Hindistan, Rusya gibi pek çok gelişmekte olan ülke için İngilizcesi hazırlandı ve yayımlanması için birkaç yayınevi ile görüşülüyor. Bunu da bir sosyal sorumluluk olarak görüp, kitabı kar amacıyla yapmadım: bir ciltli bir de öğrenci versiyonuyla ürettik. Ciltliden gelen para ile öğrenci versiyonunu destekledik.

Garanti Bankası’nda Teknolojiden İnsan Kayanakları’na pek çok alanda değişimin öncüsü olan bir ekibe liderlik ettiniz. Eski bir milli basketbolcu ve ODTÜ’lü olmanız bu konuda size ne gibi faydalar sağladı?

ODTÜ çok ilginç bir okul. Çünkü insanı dünyaya açıyor. Dersleri İngilizce görmek ve o terminolojiye hakim olmak, dünyanın her yerinde İngilizce dilinde üretilmiş bütün bilimsel kitaplardan yararlanabilme imkanını getiriyor. ODTÜ’de sadece derslerde öğrendiklerimizle kalmadık. Onun referanslarını araştıran kitaplar ve kişilerle temas kurarak öğrenmeye çalıştık. Bir de ODTÜ’nün, analitik zekanın gelişmesinin yanında duygusal zekanın gelişmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Çünkü ODTÜ sosyal olarak çok hareketli bir ortamdı. İnsanlarla iletişim içinde oluyorsunuz, grup halinde sosyal aktivitelerde bulunuyorsunuz. Bazen önderlik ediyorsunuz, bazen izleyici oluyorsunuz. Yani sadece dersi ezberleyerek veya dersi öğrenerek gitmek anlamında değil, birçok deneyim öğreniyorsunuz. Sporculuğun getirdiği yarar ise başka açılardan. Bir, özellikle ekip sporları takım çalışmasını çok iyi öğretir. İki, takım çalışması da sonuna kadar mücadele etmeyi, hiç bırakmamayı, ne kadar geride olursan ol elinden gelen en iyisini yapma çabası disiplinini öğretir. Üç, sistematik olarak yaklaşımı öğretir, yani antrenmanlarını yapmazsan iyi de maç çıkartamazsın. Sporun bir diğer önemli unsuru da baskı altında sakin kalabilmektir ve bunu öğretir.

Baskı altında yönetme, yani kriz yönetimi bir bankacının en sık karşılaştığı durumlardan biri. Bu konuda bize önerileriniz neler olabilir?

Bizim bir basketbol antrenörümüz vardı, Hank Vaughn, Amerika’nın 1960 olimpiyatlarındaki asistan koçuymuş. Türkiye’de bir kurs veriyordu. Bizim koçumuz yurt dışına tayin edilince biz de kendisinden yardım istedik. O da “Ben size baskı altında sakin kalmayı öğreteceğim” dedi ve bize bir takım şeyler öğretti. Basketbol çok sert, gerilimli ve hızlı bir spor. Baskı altında sakin kalmak kendinizi, kendi duygularınızı, dürtülerinizi yönetmekten başlıyor. Yani; kızgınlıklarını, gerilimlerinizi, telaşınızı, heyecanınızı kontrol altına alabilmektir. Telaş ve panik içinde hareket etmeyip ve aynı zamanda hızlı bir şekilde hangi kuvvetli yönleriniz olduğunu daha önceden çok iyi saptayıp krizde o kuvvetli yönlerinizi devreye sokup nasıl diğerlerinden farklı bir yere gelebileceğini ve nasıl yararlı bir sonuç çıkartabileceğini düşünmeyi öğretir. Onun için baskı altında sakin kalabilmek her şeyin başında kişinin kendisine dönük kişisel eğitimdir. Fakat bunun temeli duygusal zekanın unsurlarıdır. Bir: özfarkındalık. Kendinizin iyi, kuvvetli ve gelişmeye muhtaç yönlerinizi iyi tanıyıp objektif olmaya çalışmak. İki: duygu ve dürtülerinizi yönetip kontrol altına almaya çalışmak. Çok mu kızdınız, çok mu sinirlisiniz veya çok mu heyecanlısınız, çok mu sevinçlisiniz? Onu kontrol altında tutabilmektir. Önce kendini tanıyacaksın ama bunu yaparken de aynaya bakıp ben ne güzelim, ne yakışıklıyım, ne müthişim vs. diyerek değil, benim hangi yönlerim çok iyi, hangi yönlerim iyi değil ya da iyi olabilir ya da hangi yönlerim umutsuz diye sorgulayarak yapabilirsin. Mesela benden müzisyen olmaz, kendimi biliyorum ama iyi yönlerimi de biliyorum.

Takım çalışması ve ekip ruhu 2010 yılında yayınlanan “Benden Sonra Devam” adlı kitabınızda işlenen ana konulardan biri. Bireyselciliğin daha önem kazandığı bugünlerde işverenlerin takım çalışmasına daha çok önem vermesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İşverenler, kendi başında ve yönetmekte oldukları işin başarılı olmasını diğer bütün rakiplerinden farklı bir yerde olmasını ve bunun sürdürülebilir olmasını isterler. Bunun yapılabilmesi için takım çalışması çok önemli. Çünkü 1 kişi, konuyu belirli bir yere kadar götürebilir. İyi ekip oluşturmak liderliğin itici unsurudur. Liderlik dediğimiz zaman; vizyon koymak, ekip oluşturmak, yaratıcılığı yönetmek, değişim yönetmek, sonuca odaklanıp başarıyı getirmektir. Bunun ikinci maddesi ekip oluşturmak. Ekibi de iyi bir şekilde oluşturabilmek için özgüvene ihtiyaç vardır. Siz kendinize çok güveneceksiniz ki yanınıza birinci sınıf insanlar alacaksınız. Güvenmezseniz ikinci, üçüncü sınıf alırsınız ki size tehdidi olmasın, sizin yerinizi almasın diye. Ama siz kendinize güveniyorsanız, zaten iyi olduğunuzu ve daha iyi olacağınıza güveniyorsanız birinci sınıf insanları alırsınız. Onların da yanına birinci sınıf insanları aldırabilmeyi sağladığınız sürece nitelikli bir insan gücünü hep beraber bir takım oyununa doğru yönlendirebilirsiniz. Sadece birinci sınıf insan almak ekip oluşturmak için yetmez. Onları teşvik ve motive ederek yönlendirmek gerekir. Doğru vizyonu paylaşmak gerekir. Hem madden hem manen başarıları ve yükleri paylaşmak gerekir. Ekip çalışması başarıya götürür çünkü bir ortak akıl çıkartabilirsiniz. Diyelim ki siz Einstein kadar zeki olsanız bile vereceğiniz yüzlerce, binlerce karar için çok büyük hata payları olabilir. Halbuki biz 3-4 kişi olsak, beraber tartışsak belki bazı konularda sizi uyarabiliriz ve değişiklik yapabilirsiniz. Siz bizi beğenmiyor olsanız bile kararları verirken bir kısmını etkileyebiliriz. Belki bu kararlar bir süzgeçten geçer ve daha doğru kararlar verebiliriz. Birinci sınıf insanlardan oluşan ekibin takım çalışmasının başarıya gitmesinde çok büyük etkisi vardır.

Eski yüzyıllarda vakıf mantığının temelinde yatan sürdürülebilirlik kavramına bugünkü kurum ve kuruluşlar ne derece önem veriyor?

Sürdürülebilirlik kavramına birkaç değişik açıdan bakmak gerekir. Bir, ekonomik başarının sürdürülebilirliği; bir de yaşamın sürdürülebilirliği. Yaşamın sürdürülebilirliği dediğimiz zaman iklim değişikliği, doğal kaynakların doğru ve dengeli kullanımı, gelecek kuşaklarla olan ilişki ve onların sorumluluğu, vs pek çok konu sayabilirim. Ekonomik olarak bir kurum, kuruluş, ülke veya bölgenin sürdürülebilirliği oradaki insan kaynağı ve çalışma kültürünün değerlerinin iyi olmasıyla sağlanabilir. Ama bunun daha da önemlisi yaşamın sürdürülebilirliği olmalı. Sizler daha çok gençsiniz, bu sizler için çok önemli bir gündem maddesi. Bizim kuşaklarımız ve bizden önceki kuşaklar, sadece bizim ülkemizde değil, dünyada doğal kaynakları iyi kullanmayarak bugünlere geldik. Bunlar dengeli kullanılmadıkça her konu bir sorun olmaya başlayacak. Nefes aldığımız hava şu anda var diye hiç düşünmüyoruz bile. Ama durum böyle değil. Onun kaliteli ve düzgün olması, gazlardan uzak, canlıların sağlığına zararlı olmaması gerekir. Su, yaşamın en temel unsuru ve suyun gittikçe azaldığını görüyoruz. Suyun arıtılmadan, atık suların doğaya bırakıldığını ve içeceğimiz suları bozduğunu görüyoruz. Su yönetiminin bilinçsizce yapıldığını görüyoruz. Bunlar sürdürülebilirliğin birer unsuru. Bunlara mutlaka bu dergiyi okuyan siz gençlerin sahip çıkması gerek. Sizler sahip çıkmadığınız takdirde sizden önceki kuşaklar, bir bölgeyi, ülkeyi ve dünyayı idare eden bizim kuşaklarımız, bu konuda sınıfta kalmıştır. Onları mutlaka zorlamanız gerekiyor. Sizler üniversite öğrencisisiniz. Üniversite öğrencisi demek sadece derslerinize iyi çalışıp sınıfınızı geçmek değildir, aynı zamanda ülkemizdeki ve dünyadaki bütün gelişmeleri izleyip eksiklik gördüğünüz yerlerde doğru politikaların uygulanması ve doğru uygulamaların konması konusunda uyarılar getiren gençler demek. Sizin böyle bir sorumluluğunuz var. Peki, siz bana diyebilirsiniz ki “Siz kendi sorumluluğunuzu yaptınız mı?”. Ben, kendi üzerime düşen sorumluluğu yapmaya, bu konularda duyarlılık yaratmaya ve bu konuları duyurmaya çalışıyorum. Ama benim kuşağımı sorarsanız; benim kuşağım sınıfta kalmıştır. Kalmış olması sizin ve sizin çocuklarınız için çok kötü.

-Profesyonel iş hayatından emekli olduktan sonra Doğal Yaşamı Koruma Vakfı’nda (WWF)  bir süre başkanlık görevini yürüttünüz. Onca yıllık profesyonel iş hayatından sonra bir karşılık beklemeden belki de sonucunu göremeyeceğiniz bir şey için çalışmak nasıl bir duygu?

Bir kere hepimizin sosyal bir sorumluluğu var. Bizler birçok şeyin parasını vererek yaşamımızı devam ettiriyoruz ama kimseye borcumuz yok diye düşünemeyiz. Bize sağlıklı, güvenli bir ortam veren bir ülkemiz var. Bizim sadece çalışma hayatında üretken olmakla kalmama görevimiz var. Ölünceye kadar, aklımızın erdiği yere kadar sosyal sorumluluklarımızı yerine getirmemiz lazım. Ama imkanlarımız dahilinde, ama bilgi dağarcığımız dahilinde ya da yönetebilme yeteneklerimiz dahilinde. Eğer ben bir bankanın yönetim kurulu üyesi ve genel müdürü olacak kadar bir yönetim deneyimine sahipsen ben bundan bir sosyal sorumluluk  projesinde de yararlanırım dedim ve WWF Başkanlığı’nı yaptım. Aslında pek çok başka kurumda da varım. Şu an CEO Club’ın da başkanlığını yürütüyorum. Genç liderler yetiştiren Common Purpose Community’nin (Ortak İdealler Derneği) uluslararası yönetim kurulunda yer alacağım. Bunları yaparken hiçbir çıkar beklemiyorsunuz. Herkesin bu bilinçte olması gerekiyor özellikle de sizlerin. Hangi alanda olursa olsun sanat, kültür, eğitim, doğa ne isterseniz mutlaka çaba göstermesi gerekiyor, ben öyle düşünüyorum bu yüzden karşılık beklemeden çalışıyorum.

Çıkartmış olduğum kitabı da bir sosyal sorumluluk olarak görüyorum. 36 yıllık birikimimi benden sonraki kuşakla paylaşıyorum onların görüp öğrenmesi aynı hataları tekrarlamaması ve benden daha iyisini yapabilmeleri için. Ne üzücüdür ki birçok değerli iş adamı tecrübelerini bizlerle paylaşamadan aramızdan ayrılmıştır.

-Emekli olmanızın ardından Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını aştınız. İş yaşamınızın ardından bir anda hobilerinize yönelip büyük hedefler gerçekleştiriyorsunuz. Bunu nasıl başardınız?

Doğan Cüceloğlu’na bir gün sordum: Hocam yaşamı insanlara nasıl anlatıyorsunuz diye. Dedi ki yaşam anlamlı olmalı, coşkulu olmalı ve güçlü olmalı. Ben ona bir tane daha ekledim kaliteli olmalı, kaliteden kastım pahalı değil. Ve yaşam sadece çalışma hayatımızda ürettiklerimizle sınırlı değil. Dolayısıyla benim emekliliğime kendim karar vermemin, 55 yaşında işi bırakmamın sebebi sağlık olarak gücümün yerinde olduğu, fit olduğum dönemde yaşamımda yapmak istediğim coşku içerisinde gerçekleştirmek istediğim şeylerin olmasıydı. Bunlardan biri de yelkenci olduğum için okyanusları geçmekti. İspanya’dan çıktık Atlantik Okyanusu’nu geçtik. Tek başıma değil 5 kişilik bir ekiple ama müthiş bir deneyimdi. Doğayla baş başa denizlerin ortasındasınız, gerçekten kendiniz ve yaşamı tekrar tekrar sorgulayarak yol alıyorsunuz. Bundan 2-3 sene sonrada vardığım noktadan bu sefer Pasifik Okyanusu’nu geçtik ve son derece de mutlu oldum.

-Zaman yönetimi konusunda bir CEO’nun söyleyeceği şeyler bizim için çok kıymetli. Bu konuda gençlere önerileriniz nelerdir?

Zaman yönetimi gençken çok zor anlaşılan bir şey.  Gençken hep vaktiniz varmış gibi geliyor. Bugün Türkiye’de ortalama yaşam süresi erkekler için 70 bayanlar için 73. Bundan da anlaşıldığı gibi zaman sınırlı bir şey, sınırsız değil. Bunu mikro düzeye indirirsek, kendi zamanımızı çok iyi yönetmek mecburiyetinde olduğumuzu daha rahat anlarız. Önceliklerimizi doğru belirlemek zorundayız. Bu öncelikleri ise kendi öz farkındalığımıza göre belirleyeceğiz.

Zamanı yönetmek için ise onun kıymetli, sınırlı olduğunu bilmek gerekir. Dediğim gibi gençken bunların kıymetini bilmek gerçekten zor, çünkü zaten yapıyorum zaten geziyorum zaten sağlıklıyım mantığıyla hareket ediliyor. Bizim zamanımızda gidip bu konuları sorup danışabileceğimiz kişiler azdı ben bu konularda kendimi geliştirmek için çok kitap okudum.

-Şu an bizim bulunduğumuz sıralardan geçmiş bir ODTÜ’lü olarak bize tavsiyeleriniz neler olur?

Size temel olarak birkaç tavsiyede bulunmak isterim. Birincisi analitik zekanızı (IQ) geliştirin. Matematik ve fen bilimleri bunun gelişmesine çok yardımcı olur.

İkincisi, duygusal zekanızı (EQ) geliştirin. Bunun için ise sosyal bilimler çok yardımcı olur. Duygusal zeka nedir diye bakarsak; öz farkındalık ,duyguları ve dürtüleri yönetmek, motivasyon, empati ve son olarak politik ve sosyal bilinç. Bu saydıklarım liderliğin en temel unsurları arasındadır. Bu konuda kendinizi geliştirebileceğiniz yüzlerce hatta binlerce kitap ve internet gibi sonsuz bir mecra var.

Üçüncüsü ise vazgeçilmez değerlerinizi saptayın. Dürüst, saygılı, yılmadan çalışan, sosyal sorumlu. Ve bu değerleriniz lafta kalmasın eyleme dönüştürün. Bir ODTÜ öğrencisi olarak sizler dünyalar devireceksiniz. Oturduğunuz sıraların hakkını verin.